|
“Edipler edepli
olmalı”
Soru:
Bediüzzaman Hazretlerinin “Edipler edepli olmalı” sözünü nasıl anlamalıyız?
Cevap: Bediüzzaman Hazretleri taşrayı
İstanbul’a, İstanbul’u da Avrupa’ya kıyas ederek efkâr-ı umumiyeyi bataklığa
sürükleyen, şahsî garazları ve intikam fikrini uyandıran, böylece haysiyet
kırıcı bir neşriyatla İslâm ahlâkını sarsan bazı gazetecilere hitaben “Ey
gazeteciler! Edipler edepli olmalı; hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı”
demiştir.
Aslında, edebiyatın kökü edeptir ve o, bir yönüyle edebin neseb-i sahih
evladıdır. Bundan dolayı edebiyatla meşgul olan bir insanın duygu, düşünce, söz
ve tavırda edep kurallarına uygun davranması gerekir. Onların sözleri, milletin
genel hissiyatını seslendirmeli; yazıp konuşurken bağlı kaldıkları ilkeleri de
vicdanlarındaki diyanet hissi ve halis niyet belirlemelidir.
Ne var ki, Üstad’ın Lemeât’ta ifade ettiği gibi, edepten mahrum gazeteci ve
yazarlar, “Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz” der ama onu öyle bir tasvir
ederler ki, okuyucunun zihnini bulandırır, iştahını kabartır, heva ve hevesini
canlandırır; neticede akıl ve hissi söz dinlemez bir hale getirirler. İşte böyle
bir edebiyat –bağışlayın– edepsizliğin ta kendisidir. Bâtılı tasvir ederek sâfi
zihinleri bulandırmak, edebiyat adı altında edepsizlik yapmak demektir.
Söz ve yazıyı bir insanın gıybeti hesabına kullanma, ister nesir isterse de
nazımla başkalarını hicvetme de bu kategoride düşünülebilir. Düşünce ve fikir
hürriyeti diyerek şahsî hürriyeti seslendirirken başkalarının saygı duyduğu
hakikatlere karşı saygısızlık yapmak da katmerli bir edepsizliktir.
Bildiğiniz gibi, rasyonalizm, realizm, sürrealizm, romantizm gibi farklı farklı
edebiyat ekolleri vardır. Bunlar asıl itibarıyla felsefi cereyanlar olup zamanla
birer edebiyat ekolü şeklinde seslendirilegelmiştir. Bunların kimisi sadece
akıla, bazısı aklın hiçbir denetlemesini kabul etmemek ve hiçbir töre, ahlâk ve
estetik anlayışının tesirinde kalmamak kaydıyla insan benliğinin kendi yorumuna,
bir kısmı da aşka ve romantik konulara bağlanmıştır. Ne var ki, bu akımların
büyük çoğunluğu edebiyat adına işlenen cinayetlerin vesilesi olagelmiştir. Çünkü
edebiyatın aslı edeptir; bunlarda ise, öze karşı bir muhalefet, kökü tahrip ve
asılla dal arasındaki bağı koparma vardır.
Meselâ, edepten mahrum bir edebiyat, dostların bulunmayışından ve sahipsizlikten
kaynaklanan gamlı bir hüzün verir. Çünkü onun talebesi, âlemi bir vahşetzâr
olarak görür; insanı, sahipsiz ve kimsesiz bir şekilde yabanîler içinde kalmış
gösterir, geride hiçbir ümit ışığı bırakmaz. İslâm ahlâkıyla donanmış bir
gazeteci veya yazarın ifadeleri de bir nevi hüzün verebilir. Fakat onun hüznü
yetimâne değildir, âşıkânedir; dostsuzluktan değil, bir süreliğine dostlardan
ayrılmış olmaktan kaynaklanır.
Evet, edipler, bütün söz söyleme yeteneklerini ve sanat kabiliyetlerini her
zaman hakkın, iyinin ve güzelin emrine vermeli; temiz kalbleri bâtıl tasvirlerle
yaralamamalı, insanların saf düşüncelerini çirkin hayallerle kirletmemeli ve
nefsanîlikleri resmederek onları cismâniyetin köleleri hâline getirmemelidirler.
Bediüzzaman Hazretleri de, “Edipler edepli olmalı” derken bu hususlara dikkat
çekmekte, gazeteci ve yazarların, Kur’ân’ın teklif ettiği edep çizgisinde
davranmaları gerektiğini vurgulamakta ve kaynağı itibarıyla insanî yanımızın
önemli bir derinliği sayılan beyana karşı saygılı olmamızı tavsiye etmektedir.
M. Fetullah Gülen / İkindi Yağmurları
|