
Kendinin Gurbetinde
Bütün güzellikleri kasıp kavuran yangın, her şeyi alt üst eden tufan ;
kendimizin gurbetine düşmekle başladı...
Günah; kendini kaybedenlerin, küfür; kendini bilmeyenlerin eylemi. Bu
öyle bir ince yol ki kendini bilmeyen ateşe gitmekte, kendini bulmayan
avucunun içinde yitmekte...
Kurtulanlar; kendinin ahalisi ya da kendinin muhaciri olanlar... Şu
günde kendinde olanlar , boyunlarında mazlumiyet kolyeleri taşımakta,
kirletilmiş sahillerin kendini diri zanneden kalabalığına inat yeşil
sürgünlerin soylu yalnızlığını yaşamakta..
Yetim yaftaları asılmış hayatımızın boynuna. Işığı dipciklerle kırılan
gözlerimiz, kendinin gurbetinde bir ülkenin akşamını ıslatıyor.
Bardaktan boşanırcasına üstümüze yağıyor ıssızlığımız ve sırılsıklam bir
başımızayız...
Kendinden kaçanların yaban gölgelere tutulduğu bir devir bu.
Kalabalıklar içinde büyüyor yalnızlığımız. İçlenen bir denizde
kelimeleri kaybolmuş ifadelerin hamalıyız. Her birimiz, dinamitlenmiş
bir birlikteliğin ayrı dünyalara tenhalara düşen parçalarıyız...
Kırılmış, yağmalanmış, kimi zaman kullanılmış bir heyecanın kendine özge
kırık renginden sükuta boyanmış her yanımız. Artık geçip aynaların
karşısına sessiz çığlıklar kuşanmaktayız...
Hazlarımızın şahdamarı kesilmiş. Dalgaları yıpranan bir deniz kadar
sakiniz. Deli kasırgalar yok artık.
Hayata direnen yanları kırılmış bir dikliğin, eğri gölgelerini
taşımaktayız gittiğimiz diyarlara. Cenklerde kolunu bacağını kaybedenler
gibi daha bir yenik daha bir sakin başlıyoruz hayata... Bize bakıp
acımasız gülmekte sokaklar. Oysa biz onlara acımaktayız ...
Yetim yaftaları asılmış hayatımızın boynuna. Işığı dipciklerle kırılan
gözlerimiz, kendinin gurbetinde bir ülkenin akşamını ıslatıyor.
Bardaktan boşanırcasına üstümüze yağıyor ıssızlığımız ve sırılsıklam bir
başımızayız...
Kendini diri zannedenlerin içinden yavaş yavaş ve sessiz, farkına
vararak geçip gitmekteyiz. Meğer hayatı değil, hayat verenleri
kaybetmekmiş ölüm...İçimizden püsküren tutkular yok artık. .
Geceden kaçarken delice koşturan atlarımız vuruldu, şimdi sürünmekteyiz.
Lakin: Her anı, her mesafesi dikenli tellerle çevrilmiş bir şafağa
gitmekteyiz. Dört bir yanımız kanıyor ve en çok yüreğimiz. Beyaz
defterlere en çok kan terleyen çiçeklerin resmini çizmekteyiz.
Kimseler görmedi, her akşam ıssız vadilerine şehrin, heybelerimizden
yanık türküler döküldüğünü...
HİMMET DURGUT
|